Fatih’in Çocukluk Defteri

http://www.turk-tarihi.com/wp-content/uploads/2019/01/Fatih-S.-Mehmed_Karakalem.pnghttp://www.turk-tarihi.com/wp-content/uploads/2019/01/Fatih-S.-Mehmed_Karakalem.pngFatih’in Çocukluk Defteri

Fatih Sultan Mehmed’e atfedilen “çocukluk defteri” son yıllarda hızla popüler oldu. Nerdeyse hemen herkes tarafınca duyuldu. Gerek bir kısım akademisyenler, gerekse bazı müzeler defterin Fatih’e ilişik bulunduğunu peşinen kabul etti.

Peki içindeki çizimlerin ne vakit yapıldığına dair hiç ip ucunun olmadı, filigranına bakarak kâğıdın yaşını-üretim yerini tespit etmekten öteye bir bilginin bulunmadığı bu defteri Fatih’e ilişik varsaymak ne kadar doğru? Çizimlerin geçekten Şehzade Mehmed’in kaleminden çıkmış olma ihtimali ne?


genel anlamda tarihçiler, Osmanlı klasik çağının dönüm noktası, imparatorluk serüveninin başlangıcı olarak Fatih devrini işaret eder. “Kadim şehrin” yani İstanbul’un alınması ile aralanan, sefer ve politika sarmalında Belgrat önlerinden Otlukbeli’ne, bir “Cihan hâkimiyeti mefkûresi” peşinde akıp giden bu devir, Gebze’de, Tekfur Çayırı’nda Fatih’in ölümü ile son bulur.

İdealize edildiği şekliyle Fatih Sultan Mehmed devri, Helen ve Latin dillerine ilgi duyan, İtalyanca öğrenen, Arapça, Farsça bilen; kitaplar çevirten, huzurunda münazaralar tertip ettiren, ilim ve sanat adamlarına himaye ve patronaj gösteren bir Rönesans hükümdarının devridir. Doğuyu-Batıyı şahsında mezcetmiş, hiçbir bölüme karşı karmaşık duymayan, çünkü onu kültür olarak kişilik olarak yutan bir hükümdarın devri. Kuşkusuz Fatih’in büyük devlet adamlığı inkâr edilemez. Özellikle İstanbul’u feth etmek dirayeti ona “Ebu’l Feth“, ve “Fatih” unvanlarını kazanmıştırrmış, haiz olunmaz bir prestije ulaştırmıştır. Fakat Fatih’in şahsına yüklenen pek çok hususiyetin az çok hemen her klasik dehemmiyet hükümdarının haiz olduğu, peşinden gittiği nitelikler, takip ettiği prensipler olduğu da yadsınamaz.

Defterden Bir Klişe

Dolayısı ile Fatih devri bir tek tarihsel değil, günümüz bağlamında toplumsal bir köşe başı mesabesindedir bununla beraber. Belli zamanları, zirveleri kadraja koyan, yer yer idealleştirip öne çeken, çok yeni bazı dönemleri itip ötelerken bazıları ile arasında “dün gibi” yakın köprüler inşa eden bakışın, yaklaşımın kırılma noktalarından biri. Kendi vakitının öncelikleri ile düşünen her nesilin, tarihe bakmış olduğunda kolayca hatırladığı; modern kavramları, kurumları tarihe taşıyarak çözümleme etmeye yeltenmede hiçbir beis görmediği tehlikeli sonuç odaklarından diğeri.

Bu devrin insanoğluı ve olayları arasında sorulan yersiz sorular, verilen sıra dışı cevaplar, uzlaşılamayan mevzular, çarpıtılan mevzular, ideolojiye kurban edilen yazımlar, kesinlik atfedilen muammalar bir hayli fazladır.

“Gemilerin karadan yürütülmesi”, “Ulubatlı Hasan’ın tarihsel gerçekliği”, “Fatih’in annesinin Hüma, Mara, Stella Hatun yahut bir Fransız prensesi olduğu”, “Ayasofya vakfiyesinde beddua etmiş olduğu”, “Gizlice Hristiyanlık veya Hurûfliği kabul ettiği”, nihayet “Yahudi bir hekim tarafından zehirlenerek öldürüldüğü…” Fatih ve devrine ilişkin spekülasyon meydana getirilen bazı mevzu başlıkları olarak sıralanabilir. Son kertede “Fatih’in çocukluk defteri” meselesini de artık -mutlak kesinlik atfedilen muammalar- kategorisinden bu listeye dâhil edebiliriz.

Fatih’e Atfedilen Çocukluk Defteri (Karalama Defteri)

Fatih’in çocukluk yıllarına ait olduğu iddia edilen bu defter Dr. Süheyl Ünver tarafından 1961 yılında yayınlanmıştır. Naklettiğine gore Ünver, bu deftere ilk kere 1940’lı yıllarda bir tasnif esnasında tesadüf eder ancak pek önemsemez. 1945 senesinde, Topkapı Sarayı Müzesi’nde meydana getirilen bir tashihte aynı defter yine eline gelir. Bu sefer ilgisini çekmesine rağmen herhangi bir mesnet isnat etmek mümkün olmadığından üzerinde durmaz, bir tek (Fatih’e ilişik olabileceğine dair) bazı fişler eklemekle yetinir. 1956’da defteri üçüncü defa yine görür, yakından inceler, cildini, kâğıtlarını tetkik eder, defterin iyiden iyiye Fatih’e ilişik olma ihtimaline dair kanaat edinir.

Süheyl Ünver’in belirttiğine nazaran defterin aslabir yerinde, Fatih ve öncesi devire ilişkin bulunduğunu gösteren kayıt yoktur. 21,5 X 28,5 ebadında olup toplam 180 yaprak olan sayfaların çoğu boştur. Defter yaprakları beyaz, mühreli kâğıtlardan yapılmış olmakla birlikte pürtüklüdür ve sayfalar âharlı değildir.

Kâğıt çok kaliteli olmayıp müsveddelik mahiyettedir. Bütün yazı, desen ve çizimlerde siyah mürekkep kullanılarak, muhtemelen kalınca, ince uçlu kamış kalem kimi zaman fırça ile yapılmıştır. Defterin bazı kısımları küflenmiştir.

Defterde, portreler, hayvan resimleri, çiçek motifleri, süsleme ve desen çizimleri, Osmanlıca, Rumca yazı denemeleri, pek okunamayan Farsça beyitler bulunmaktadır. Bununla birlikte, bolca oranda Fatih’e ilişkin tuğranın eskizleri yer alır. Portreler çoğunlukla, Hristiyan oldukları anlaşılan kişileri tasvir etmektedir.

Defterin Yayınlanması ve Oluşan Kanaat

1961 senesinde Süheyl Ünver, söz mevzusu defterde yer alan çizimleri ve kendinde hâsıl etmiş olduğu kanaati ihtiyatlı bir dil kullanarak ufak bir kitap halinde yayınlar. Defterdeki tuğra eskizlerinin Fatih’in tuğrasına benzemesinden, Rumca, Farsça benzer biçimde Fatih’in öğrendiği dillere ilişkin yazım denemelerinden yola çıkarak bu defterin onun şehzadelik senelerına ilişik karalama defteri olabileceği yorumunda bulunur.

Ek olarak defter sayfalarının dokusunda yer edinen filigranın, 15. Yüzyılda Floransa’da üretilen kâğıtlar ile uyuştuğuna, aynı filigranları taşıyan kâğıtların II. Murad devrindeki bazı tapu tahrir defterlerinde de bulunmuş olduğuna işaret eder. Ünver, bu hususları ihtiyatlı bir dil kullanarak ortaya koymuş olsa da, “Fatihin Çocukluk Defteri” adını verdiği kitabının başlığı ile söz mevzu defteri direkt Fatih’e atfetmiştir.

Kâğıt dokusundaki filigrandan yola çıkarak, defterin gerçekten de 15. Yüzyıla ait olabileceğini tespit etmek mümkündür. Hatta II. Murad-Fatih devirlerine ilişik olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Fakat gene de bu defteri direkt Fatih’in kendi çizimleri ve şehzadelik yıllarına ilişik “çocukluk defteri” olarak görmek pek isabetli sayılmaz.

Defterde, tam veya yarım bazı tuğra denemeleri, II. Murad yada Fatih devrine ilişkin çiçek motifleri, süsleme çalışmaları yer verilmiştir. Ayrıca sarıklı yüz çizimleri, Hristiyan portreleri, Osmanlıca, Rumca, alfabe denemeleri, okunaksız bazı Farsça tekerlemeler, at başı, baykuş, kartal, leylek, balık gibi hayvan resimleri yer almıştır.

Defterin Fatih Sultan Mehmed’e Aidiyeti Meselesi

Her şeyden önce defterdeki bazı aksak ve orantısız çizgilere göre bazı çizimler çok iyi niteliktedir. Kesik, titrek, çekingen çizgilerin yanı sıra muntazam, uzun ve kati çizgiler mevcuttur. Özellikle balık, leylek, kuş gagası çizimlerinde bu durumu tahlil etmek mümkündür. (Bu durumun Ünver’in de dikkatinden kaçmadığı görülmektedir.) Öte yandan defterde, o dönemde egemen, klasik minyatür üslubundan farklı, bir takım üç boyutlu portrelerin yer alması, şark kültüründe “uğursuz” addedilmesine mukabil eski Yunan ve Batı folklorunda bilgi, zekâ ve irfanı temsil eden baykuş resimlerinin bulunması gariptir.

Bütün bunlar çizimlerin farklı kalemlerden çıkmış olabileceği intibaını uyandırmaktadır. Bununla beraber Prof. Feridun Emecen, defterin Enderun oğlanlarına yada sarayda rehin tutulan bazı Balkan prenslerine ilişik olma ihtimalinin daha güçlü bir mümkünlık olduğu üzerinde durmaktadır.

Defterdeki tamamlanmış tuğra eskizleri incelendiğinde, “Sultan Mehmed Han bin Murad Han el-Muzaffer her zaman” kalıbının istifi olduğu görülmektedir.

Fatih’in şehzadelik döneminde çekilen tuğrası babasının tuğrasına benzemek ile beraber, 1453′ten sonraki tuğralarında, “muzaffer” kelimesi “Mehmed” ile “Murad” isimlerinin istiflendiği noktaya çekilmiştir. 1456 ve sonrası tarihindeki tuğrasına ise “el” ilave edilmiştir.

Bu noktada Emecen, 1501 yılında Osmanlılara esir düşerek küçük yaşta II. Bayezid’in sarayına alınan Menavio’nun naklettiklerine dikkati çekmektedir. Menavio’nun Saray’da kendilerine okuma yazma bilip bilmediklerinin sorulduğunu ve buna dair bazı kalem çalışmalarıyla sınav edildiklerini nakletmesi bu mevzuda dikkate alınmaya değer bir ayrıntıdır. Defterin bu ve benzer şekilde saraya intisap eden oğlanlara ilişkin olabileceğine dair fikir vermektedir. Nitekim Süheyl Ünver’de kitabında bu ihtimale ileriyi düşünerek ılımlı davranarak, bazı çizimlerin “Rumeli beylerinin oğullarına” ilişkin olma mümkünlığından bahseder.

Topkapı Sarayı kütüphanesinde bulunan defter, Sultan II. Abdülhamid döneminde saray mücellitleri tarafınca ciltlenmiştir. Dolayısı ile mevcut cildi, nispeten yakın bir tarihe, II. Abdülhamid dönemine aittir. Olası orijinal cildi ise mevcut değildir. Defter ya hiç kaplanmayarak dağınık veya birbirine tutturulmuş kâğıtlardan ibaret olarak kullanılmış, ya da asıl cildi, yeniden ciltleme esnasında sökülüp kaybolmuştur. Ünver’in belirttiğine gore defter ciltlenirken eski ebadından kısaltılmış, bu yüzden iki çizim ucundan kesilmiştir.

Mevzuyu Sultan II. Abdülhamid’e Angaje Etmek

Süheyl Ünver, defterin Topkapı Sarayı Müzesi envanterinde no: “2324” ile kayıtlı olduğunu, burada kayda girmeden öce “No. 275: resim defteri” kaydı ile Yıldız Sarayı, Zülvecheyn Kütüphanesi’nde bulunduğunu belirtmektedir. Sırf, Yıldız Sarayı Kütüphanesi ile ilişkili olmasına istinaden, söz mevzusu defterin, “bizzat II. Abdülhamid tarafından bulunmuş olduğu, onun özel komut ve isteği ile ciltlendiği…” şeklinde şehir efsanesi halini almış, bazı yayınlara kadar girmiş bir takım “romantik” söylentiler gerek halk gerek akademik camiada yayılmıştır. Tamamen kuruntu mahsulü olan bu iddiaların hiçbir dayanağı olmadığı şeklinde, Sultan Abdülhamid’in bu defteri ömrü hayatında bir kez gördüğüne, haberdar olduğuna dair bir ipucu dahi mevcut değildir.

Bilinmiş olduğu benzer biçimde, padişahlığı döneminde Babıâli’nin nüfuzu kırarak otoriteyi yeniden saray üzerine alan Sultan II. Abdülhamid, devlet merkezini tedricen Yıldız Sarayı’na taşır. Güvenlik zaafı düşüncesi ile Dolmabahçe Sarayı’nda ikamet etmediğinden, Yıldız Sarayına yerleşir. Saltanatı adım atarında görece küçük ve yetersiz nitelikteki bu saray, zamanla ek hizmet binaları, kasır ve köşklerin yapılması ile genişletilerek hizmete uygun hale getirilir.

İslam devletlerinde, ferman name, berat gibi belgelerin sonuna, hükümdara ilişkin alametin (tuğra, nişan) çekilmesi öteden beri yerleşmiş bir gelenekti. Bir nevi mühür mahiyetindeki bu alamet, evrakın doğruluğunu, itimat ve saygınlık edilebileceğini göstermekteydi. Fakat hükümdarlar tuğra ve nişanlamış olurını kendileri çekmez, bunun için yüksek rütbeli memurlar bulunurdu.

Hükümdarın imzasını atmaya yetkin bu üst düzey memur, Büyük Selçuklular’da ve Anadolu Selçukluları’nda tuğraî, İlhanlılar’da “uluğ bitikçi” olarak anılmaktaydı. Osmanlı Devletin’de, tuğraî, tuğrakeş, tevkii, nişancı benzer biçimde adlarla anılan bu görevli aynı zamanda Dîvân-ı Hümâyun üyesiydi. Nişancı kendi ofisinin yanı sıra Dîvân-ı Hümâyun toplantılarında da tuğra çeker, işi fazla ise kubbe vezirlerinin en kıdemsizi kendilerine yardım ederdi.

Hükümdarların tuğralarını hazırlamak ve çekleme sorunlu nişancılar bununla beraber örfi hukukun başı sayılır bu nedenle kendilerine Müfti-i kanun denirdi. Bu bakımdan bürokrasi çarkının aheng içinde dönmesini elde eden en yetkili mülki amirlerden biriydi.

Bu sırada Yıldız Sarayı’nda geniş içerikli bir kütüphane kurularak eski saraylardan bir çok yaratı bu kütüphaneye nakledilir. Bu arada Topkapı Sarayı metruk şekilde bulunan çeşitli eserler, yazmalar da Yıldız’da yeni kurulan bu kütüphaneye devredilir. Kitapların her biri tasnif edilerek elden geçirilir, bakımları yapılır. İşte Fatih’e atfedilen defter, bu sırada Topkapı Sarayı’ndan Yıldız Sarayı’ndaki Zülvecheyn Kütüphanesi’ne intikal etmiş olmalıdır. Topkapı Sarayı’ndan nakledilen yıpranmış haldeki diğer eserlerle beraber tamirat görerek ciltlenmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

İlerleyen yıllarda Yıldız Sarayı’nın hizmet dışı kalması ile kütüphane dağıtılmış, kitapların büyük bir kısmı İstanbul Üniversitesi’ne nakledilirken, bazısı da müzeye çevrilen Topkapı Sarayı’na iade edilmiştir. Söz mevzusu defterin Topkapı Sarayı envanterine tekrar bu sırada girmesi olasılık dâhilindedir.

Peşin hüküm Bağdat’tan rotatif

Görüldüğü şeklinde defterin Fatih’e aidiyeti kati değildir. Konum bu aşama şüpheli olmasına karşın pek çok bilim insanı, araştırmacı, yazar ve küratörün, popüler yönü dolayısı ile defterin direkt Fatih’e aidiyetini peşin hüküm ile kabullenmekte bir beis görmediği anlaşılmaktadır.

Fatih’in tuğrasına ilişkin çizimler yanında Avrupai motifler içeren defterin “Fatih’in çocukluk defteri” olduğunu peşinen kabullenmiş bir takım yazarlar, bunun “Fatih’in üzerinde çocuk yaşından itibaren gelişen batı tesiri” olduğunu ileri sürmektedir. Yine defterin Fatih’e ait olduğuna -hiçbir ihtiyat hisseı bırakmadan- hükmeden bir profesör ; “Kriminoloji laboratuvarlarında bu çizimler incelenirse Fatih’in kişiliğindeki ayrıntılara varılabilir”, “Karakter tahlili ile çok farklı yönleri ortaya çıkabilir. Portre çizimlerinde ne anlatmak istemiş görülebilir. Tarihsel anlamda da önemli sonuçlar elde edilebilir” benzer biçimde cümleler sarf etmektedir.

Son olarak Panaroma 1453 Müzesi’nin defteri Fatih adına tescillediği görülmektedir. Defterin Fatih Sultan Mehmed’e ilişkin olduğunu tereddütsüz gören müze, defterden bazı klişeleri sergiye koyarak ziyaretçilere açmıştır. Izahat olarak ise hiçbir kaynağa dayanmayan şu talihsiz nota yer vermektedir; “II. Abdülhamid’in direktifiyle Yıldız Sarayı’nda özel olarak ciltlenen defter, muhtevası yanında büyük hükümdara ilişik en eski vesika olması bakımından da tarihi öneme sahiptir.”

Söz mevzusu defterin Fatih Sultan Mehmed’e aidiyetini, Sultan II. Abdülhamid’i de mevzuya dahil ederek tescilleyen Panaroma 1453 Müzesi’nden

Defter Kimin?

Görüldüğü gibi defterin Fatih’e ilişik olma ihtimali pek çok şüpheye mahal vermektedir. Fatih’e ilişkin tuğra eskizlerinin ve Yunanca alfabe denemelerinin defterde içeriyor olması, defterin aidiyeti hususunda kesin bir kanaate varmak için kafi argümanı sağlamaktan uzaktır. Filigranından hareketle, defterin 15. Yüzyıla, muhtemelen II. Murad yada Fatih devirlerine ait olabileceği tespit edilmekte ise de özetle bu data çizimlerin değil sadece kâğıdın yaşını vermektedir. İçindeki çizimlerin ne süre yapıldığına dair bir tarih tespit etmek ise şu an için mümkün değildir.

Şekil ve çizimler Fatih yada II. Murad devrinde, Enderun talebeleri yada saraya alınmış çocuk yaştaki Avrupalı esirler tarafınca yapılmış olabileceği gibi, sonraki yıllarda bir köşeye terk edilmiş boş bir defterin “karalama defteri” mahiyetinde kullanılmasından ibaret de olabilir. Defterdeki şekil ve çizimlerin bir değil biroldukça bireyin kaleminden çıkmış olması da olasılık dâhilindedir. Sonuç olarak, defterin kime yada Fatih’e ilişkin olduğu hususunda neticeye ulaşmak için henüz elimizdeki vesikalar çok yetersizdir.

İslam devletlerinde, ferman name, berat gibi belgelerin sonuna, hükümdara ait alametin (tuğra, nişan) çekilmesi öteden beri yerleşmiş bir gelenekti. Bir nevi mühür mahiyetindeki bu alamet, evrakın doğruluğunu, itimat ve itibar edilebileceğini göstermekteydi. Fakat hükümdarlar tuğra ve nişanlarını kendileri çekmez, bunun için yüksek rütbeli memurlar bulunurdu.

Hükümdarın imzasını atmaya yetkin bu üst düzey memur, Büyük Selçuklular’da ve Anadolu Selçukluları’nda tuğraî, İlhanlılar’da “uluğ bitikçi” olarak anılmaktaydı. Osmanlı Devletin’de, tuğraî, tuğrakeş, tevkii, nişancı gibi adlarla anılan bu görevli aynı zamanda Dîvân-ı Hümâyun üyesiydi. Nişancı kendi ofisinin yanı sıra Dîvân-ı Hümâyun toplantılarında da tuğra çeker, işi fazla ise kubbe vezirlerinin en kıdemsizi kendilerine yardım ederdi.

Hükümdarların tuğralarını hazırlamak ve çekleme sorunlu nişancılar aynı zamanda örfi hukukun başı sayılır bu nedenle kendilerine Müfti-i kanun denirdi. Bu bakımdan bürokrasi çarkının aheng içinde dönmesini sağlayan en yetkili mülki amirlerden biriydi.

fatih-sultan-mehmede-atfedilen-defterden-klise_3
fatih-sultan-mehmede-atfedilen-defterden-klise_2
Array

fatih-sultan-mehmede-atfedilen-defterden-klise_4
fatih-sultan-mehmede-atfedilen-defterden-klise_5

Kaynaklar: Süheyl Ünver, Fatih’in Çocukluk DefteriUn Cahier d’Enfance du Suitan Mehemmed le Conquérant “Fatih”, İstanbul: Kemal Matbaası, 1961; Feridun M. Emecen, Fetih ve Kıyamet 1453, İstanbul: Timaş Yayınları, 2009; Sevgi Gürtuna, “Sanat Eğitimi Yönünden ‘Fatih’in Çocukluk Defteri’ Üzerine Düşünceler”, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Dergisi 1, (2005): 1-10; Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü, Topkapı Sarayı Müzesi Yıllık 1 (1986): 61-64; Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, Ankara: TTK, 1987; Süheyl Ünver, “XV. yüzyılda Türkiye’de Kullanılan Kâğıtlar ve Su Damgalan”, Belleten 104 (1962): 739-750; G. Tanyeli, “Batılılaşma Dönemi Öncesinde Türk Mimarlığında Batı Etkileri (14.-17. Yüzyıl)” Türk Kültüründe Sanat ve Mimari, Klasik Dönem Sanatı ve Mimarlığı Üzerine Denemeler, İstanbul: 21.Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı, 1993: 157–187; Nusret Cam, “Osmanlı Mimarîsinde ve Sanatında Sultanların Estetik Rolleri”, Osmanlı 10, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1999, 65-73; Erdoğan Merçil,“Tevki”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA), 41, İstanbul: İSAM, 2012, 35-36; Erhan Afyoncu, “Nişamcı” TDV İslam Ansiklopedisi (DİA), 33, İstanbul: İSAM, 2007, 156-158; Ali Aktan, Osmanlı Paleografyası ve Siyasî Yazışmaları, İstanbul: Osmanlılar İlim ve İrfan Vakfı, 1995.

Author Description

admin

No comments yet.

Join the Conversation